Kadın..

Kadın..

Kadın olmak bir tercih değil, bir lütuf aslında da, "kadın olarak var olmak", asıl mesele. Kadın olarak varlık bulmak, kadın olarak hayatın içinde, tam da merkezde olmak...

Kadının, her türlü meziyetinin, yeteneğinin, yapabilirliğinin, üstesinden gelirliğinin, evladına eşine yetmek ne demek, anne babasına bile yeterliliğinin, bir erkeğin, sadece ama sadece fiziksel gücünün yanında, bir hiç olması..

Tüm bu potansiyelin, gelişimini tamamlayamamış, yarım bırakmış, erkek değil, adam olmanın ayrımına varamamış bir insan ırkının karşısında hiç olması..

Ah! En can acıtan ise, kadının bu denli kimlikli, karakterli, omurgalı duruşuna darbeyi, en çok da bir kadının vurması.

Anne-babasından, sonrasında kocasından gereken ilgiyi, değeri, sevgiyi göremeyen bir kadının, tüm sevgisini, şefkatini, bir gün değer görme beklentisini yönelttiği erkek evladı..

Yetişkin olmuş bir erkek için çok da yapılabilecek bir şey yok aslında. Kendi fark edip dönüşmedikçe, dönüşmesine sebep olacak ciddi bir kırılma yaşamadıkça.

Peki o zaman nasıl?

Kundakta bile değil.

Hamile bile kalmamışken.

Kendi kadın zihinlerimizde..

Kendini kadın olduğun için doğuştan nasipsiz, o erkek olduğu için her şeyi ona müstehak görerek mi?

Ya da, kendine yapılırken üzülüp, bir başkasına yapılana duyarsız kalarak mı?

Senin zihnin, taşıdığın hafıza dönüşmeden nasıl olsun?

"Sizi bir erkek ve bir kadından yarattık" diyen Rabbi duymuyor musun?

Bir erkek ve bir kadın..

Bir elmanın iki yarısı..

Buradan bakmayı denedin mi hiç?

Bir erkek ve bir kadın..

Bir elmanın iki yarısı..

Sen ne isen, o da o.

O ne ise, sen de o.

Hal böyleyken,

Kulun kula kulluğu,

Hakikatin yokluğu...

Önceki
Önceki

Kendine Geç Kalmak

Sonraki
Sonraki

Hatice’nin Topuk Sesi